"Allah ile söyleşmede gerçek lezzet vardır" (Zunnûn-i Mısrî)

26/4/2009 - Ataullah İskenderi


http://www.ataullahiskenderi.blogspot.com İbn Ataullah İskenderi Hazretlerinin hayatı ve eserleri hakkında bilgilerin yer aldığı bir blog çalışması olma niyetindedir.

Minallahi’t-tevfîk / Başarı sadece Allah'tandır
Bağlantı

6/2/2009 - Hizmet İnsanı


İmam Ebu'l-Kasım el-Kuşeyri -kuddise sirruh- rivayet eder:

Horosan  sultan ve kahramanlarından Saffar ismiyle bilinen Amr bin el-Leys öldükten sonra rüyada görünüp kendisine sorulur:

- Allah sana ne yaptı?

Cevap verir:

- Allah beni afvetti.

- Allah seni ne ile afvetti! Ne iş yaptın ki Allah seni afvetti?

- Günlerden bir gün yüksek bir tepeye çıktım. Orada askerlerimin çokluğundan gurur duydum ve Rasulullah'ın zamanında vakî olan savaşlara katılsaydım diye duygulandım. Bunun için Allah günahlarımı bağışlayarak beni mükafatlandırdı. (s.14)

Sâdık Dânâ, Hizmet İnsanı, Erkam Yayınları
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/11/2008 - Seyr ü Sülûk Risalesi

Kategori: Irfan Bahcesi

Sordular:

 

“Sûfi nasıl olur?”

 

Dedi:

 

“Cübbe ve seccadeyle, görenek ve adetle olmaz, yok olmakla olur.”

 

Dedi:

 

“Sûfi, gündüzün güneşe, geceleyin ay ve yıldıza ihtiyacı olmayandır. Sûfilik varlığa ihtiyacı olmayan yokluktur”. (s.79)

 

* * *

 

Sordular:

 

“Kişi kendisinin uyanıklığını nasıl bilir?”

 

Dedi:

 

“Allah’ı andığı zaman, baştan aşağı Allah’ın onu andığını duymakla…” (s.80)

 

* * *

 

Dedi:

 

“Dünyada ilim ve kulluk taslayan niceleri var. Fakat sana fayda, her gün akşama kadar halkın beğendiği, her gece sabaha kadar da Hakk’ın beğendiği işte olmaktır.” (s.81)

 

Ebu’l-Hasan Harakani, Seyr ü Sülûk Risalesi, Hazırlayan: Sadık Yalsızuçanlar, Sûfi Kitap

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/9/2008 - Yusuf Sûresindeki Semboller..

Kategori: Irfan Bahcesi


Yusuf Sûresindeki sembollerden bir kısmı:

 

Yakub, Yusuf ve Kardeşleri:

 

Yusuf’un kardeşleri tarafından kırlara götürülmesinde akıl sahipleri için şu işaretler vardır:

 

Kalb (Yusuf), ruhun (Yakub’un) nezareti ve himayesi altında kalır ve ruh diğer his ve kuvvetlere (Yusuf’un kardeşlerine) hâkim olur ve Yusuf’u onların Yakup’tan uzak olmalarından istifade ile hayvani duygularını tatmine fırsat vermemek için onlarla göndermezse onlardan gelecek tehlike ve desiselerden ancak emin olabilir. Çünkü onlar Yusuf’u yalnız bulunca muhakkak bir kötülük edecekleri meydandadır ki onun için babasından uzağa götürmek istemektedirler.

 

Kalb, ruhun nazarlarından ve himayesinden uzağa düşerse şeytan kurdu ona musallat olur. Ve onu istediği gibi çeker çevirir. Onu helak eder. İnsanlık hassalarının helak olması, kalbinin helak olmasına bağlıdır. İnsanın kurtuluşu da kalbin ruhuyla ve diğer letaifiyle zikrullaha müstağrak olup hakiki hayata kavuşmasına bağlıdır. (s.30)

 

İhtiyar kadın:

 

Hikâye olunduğuna göre Yusuf’un müzayedesine bir ihtiyar kadın da elinde iki tutam iplikle iştirak etmişti. Bundaki işaret âşıkının matlubuna varmak için elinde olanı harcamasının layık olduğudur (s.49)

 

Yusuf, Züleyha ve Mısır Azizi:

 

Burada Yusuf, nazargah-ı ilahi olan kalbi ve Allah’ın emirlerine itaati, yasaklarından ictinabı; Züleyha ise, dünyayı ve bütün dünyevi arzu ve şehvetleri; Mısır Azizi de, dünyaya (Züleyha’ya) hâkim olamayıp söz geçiremeyen dünya adamlarını temsil etmektedir. (s.77)

 

Az sermaye, çok erzak:

 

Yusuf’un kardeşleri az sermaye ile gidip çok erzak istediler. Talib-i Hak ise hacetini olduğu gibi arz edip istemelidir. Çünkü Allah’ın hazinesi boldur.

 

Bu makamda Ebu Yezid Bestami –kuddise sirruhu- der ki:

 

Bir kısım amellerimizle oyalanıyoruz. Allah’a acz ü iftikarımızı (ihtiyacımızı) tazarru ile arz etmediğimiz için nasibimiz az oluyor. Yusuf’un kardeşlerini görmez misin ki sermayelerinin azlığına bakmayıp tanımadıkları bir melikten çok istediler.

 

Talib-i hakikat ise elinden geldiği kadar amel edip, ameline mağrur olmamak kayd u şartı ile Allah’a fena-i tam ile kurbiyet hasıl etmeye çalışmalıdır. Marifet, kurbiyet ve vuslat böyle müyesser olur. (s.156)

 

Yusuf’un Kokusu:

 

Vakta ki kafile (Mısır’dan) ayrıldı, babaları (Yakub aleyhisselam) dedi ki: “Bana bunak demezseniz inanın ki şimdi Yusuf’un kokusunu duyuyorum.” (94. ayet)

 

Ruhu ölü olanlar Yusuf’un gömleğinin kokusunu duymazlar. Ey âşık-ı hakiki olan erler! Kalkın yollara çıkın, Yusuf’un kokusunu arayın, bulun ve koklayın!

 

Aşık-ı hakiki, ilahi koku mazharı bulunan her şeyden onun kokusunu duyar. Nefes-i rahmani rayihaları onun burnundan eksik olmaz.  (s.164)

 

Nefisten kurtulmak:

 

Bazı büyükler dediler ki: Nefsinden nefsin ile yani nefsinin arzularını yerine getirerek kurtulman mümkün değildir. Ondan kurtulmanın çaresi Allah’a sarılmaktır. (s.76)

 

Dua:

 

Ey Rabbimiz! Bizi hidayet yolunda hata işlemekten masun kıl! Nefis ve hevanın pençesine düşmekten muhafaza eyle! Seni yakinen arif olanlardan kıl! Hidayet yolunda senin emirlerini imtisal edenlerden kıl! Bizi sana yönelt! Senden gayrilerden bizim alakamızı kes! Âmin! (s.118)

 

Mahmud Sami Ramazanoğlu, Hazret-i Yusuf -aleyhisselam- (Yusuf Suresi Tefsiri), Erkam Yayınları

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/7/2008 - İnsan, ünsiyet

Kategori: Hikmet Bahcesi

 

Çoğu kimse beğenmese bile dünyanın katılığını yerliyerinde sayar, öyle saydığından dolayı da dünya karşısında gerektiğini düşündüğü katılığı gösterir.

 

Sen ve ben çoğu kimse değiliz. Demek ki çoğu kimsenin durumu bize uymaz. Dünyada rahatlık aramıyoruz, dünyanın katılığını olağan karşılamıyoruz ve bu katılığa katılıkla cevap vermek gerektiğini düşünmüyoruz. O halde dünyada rahatlık aramıyoruz diye eziyeti onayladığımız söylenebilir mi? Dünyanın katılığına katılıkla cevap vermeyeceğimize göre yumuşaklık gösterip ezilmeyi mi kabullendik? Yenilmeyi göze mi aldık? İşte diyalektik tuzağı. Sen ve ben bu tuzağa yakalanmadığımız kadar insanız. Çoğu kimse bu tuzağa düştüğü için insanlığından uzaklaşıyor. Diyalektik düşünce birbirine zıt iki tarafı gösteriyor. Katılık ve yumuşaklık gibi. Oysa insan olmak iki zıt taraftan birine ait kalmakla mümkün değil. İnsan demek ünsiyet sahibi olabilen, ünsiyet kurabilen demek. Tıpkı seninle benim kurduğum ünsiyet gibi, birçok ünsiyetin ürünüdür insan. İnsan yerle gök arasındadır, ne tam olarak yere, ne tam olarak göğe aittir. İnsan akılla şehvet arasındadır, bu ikisinden birinin alanında kalanı artık insan diye adlandıramayız. (s. 15)

 

İsmet Özel, Tahrir Vazifeleri, Şûle Yayınları

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/4/2008 - Acemi Tellak

Kategori: Irfan Bahcesi

 

Ebu Said Mihne hamamda yıkanıyordu. Yıkayan tellak, acemi bir adamdı. Şeyhi keselerken bütün kirlerini kollarına sürüp önüne yığıyordu. Bir ara Şeyh'e dedi ki: "Alemde erlik nedir? Söyle ey temiz adam!"

 

Şeyh cevap verdi: "Kirleri gözleyip sahibine göstermemek. Halkın gözü önüne yığmamak."

 

Bu cevap, pek büyük bir cevaptı. Tellak, derhal Şeyh'in ayaklarına kapandı. Bilgisizliğini kabul etti, tövbe etti. Şeyh de bu işten hoşlandı.

 

Ey bizi yaratan, besleyip yetiştiren, bize nimetler veren Allah'ım! Ey padişah, ey kulların işlerini yapan, onlara keremlerde bulunan! Bütün âlem halkının erliği, kerem ve lütfu, senin ihsan denizinden bir çiğ tanesidir. Zatıyla mutlak olarak kalıcı olan sensin. Keremin, lütfun övülemez, anlatılamaz. Bizim kirliliğimizden, utanmazlığımızdan geç; kirliliğimizi gözümüzün önüne getirme; yüzümüze vurma! (s. 381)

 

Feridüddin Attar, Mantıku't-Tayr (Kuşdili), Çev: Yaşar Keçeci, Kırkambar Yayınları

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/4/2008 - Gönül Bağı

Kategori: Hikmet Bahcesi

 

İnsanlar arasında çıkar bağı değil de gönül bağı varsa, her biri muhatabını korumayı gözeterek davranacaktır. Bu yüzden taraflar arası ilişkilerin dengeli ve eşit olmasını istemeyecek ve bilakis dengeyi ve eşitliği karşısındaki lehine bozmaya çalışacaktır. Karşısındaki mi dedim? Dil sürçmesi. Gönül bağı ile bağlı insanlar bağlandıklarını karşılarında görmezler. Hatta onu kendilerinden ayıramazlar bile. Gönül bağı ortadan kalkabilir bir bağ değildir. Çünkü gönülden bağlı olanlar nasıl, ne sebeple ve hangi şartlar altında bağlı olduklarını bilmezler. Bağlılıklarını bir usule bağlamış olsalardı, her usulsüzlük bu bağı çözerdi. Bağlarının bir sebebi olsaydı, o sebeple birlikte bağ da kaybolurdu. Belli şartlarda gönül bağı tesis edilebilseydi, o şartlara hakimiyetle gönüllere hakimiyet mümkün olurdu. Halbuki gönül bağı çözülmez çünkü gönlün nereden bağlı olduğu bulunamaz. (s. 26)

 

İsmet Özel, Neyi Kaybettiğini Hatırla, Şûle Yayınları

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda


Kategoriler