"Allah ile söyleşmede gerçek lezzet vardır" (Zunnûn-i Mısrî)

22/6/2006 - Mendil

Kategori: Ikram Bahcesi

 

Rivayete göre Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinde Konya’nın Çumra ovasından geçerken ordusuna mola verdi. Bu esnada kendisi de, birkaç kişi ile etrafı dolaşırken bir ihtiyara rastladı. Selam verdi. Sonra:

-         Uzak yerden geliyorum, karnım aç, yiyeceğin var mı? diye sordu.

Yaşlı zat, meşgalesine devam ederek ilerideki bir tencereyi gösterdi ve “buyur” dedi.

Bu defa Yavuz:

-         Fakat yalnız değilim. Ardımda kocaman bir ordu vardır, dedi

Nur yüzlü ihtiyar, hiç telaş etmeden:

-         Evladım, kaptaki aş hepinize yeter inşâallah! dedi.

Gerçekten bütün asker, bu kaptan karnını iyice doyurdu; yine de kaptaki aş bitmedi. Bu hal karşısında hislenen Yavuz, bu yaşlı zatın duasını da alarak yoluna devam etti. Zafer sonrası bu zata tekrar uğradı ve bir isteği olup olmadığını sordu. Mübarek Allah dostu, yavaş bir sesle:

-         Sultanım! Bir ikincisi olmadığı için mendilimi verirseniz sevinirim, dedi.

Yavuz önce şaşırdı. Sonra da muharebede yaralandığı sırada yarasını bir mendille saran zatın bu olduğunu anlamakta gecikmedi. Mendili çıkarıp sahibine iade ederken gözleri nemlenen Yavuz, gönlünün derinliklerinde Cenab-ı Hakk’a sonsuz ve sayısız nimetlerinden dolayı şükürler ediyordu.

Bu hadise, Hakk dostlarının, Yavuz’un samimiyetine karşı maddi ve manevi tasarrufta bulunduğunun en bariz misallerindendir. (s. 162)

Osman Nuri Topbaş, Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı, Erkam Yayınları

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/3/2006 - Çanakkale

Kategori: Ikram Bahcesi

Çanakkale muhârebelerinin pek şiddetlendiği bir hengâmede Binbaşı Lütfi Bey:

 

"- Yetiş yâ Muhammed! Kitabın elden gidiyor!.." * diyerek feryâd ediyor, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'den istimdâd ediyordu. Allâh Rasûlü'nden ihlâs ve samîmiyetle taleb edilen bu yardımın ne şekilde tezâhür ettiğini aşağıdaki vâkıa net bir sûrette te'yîd eder:

 

Yıl, 1928... Çanakkale zaferinin üzerinden tam 13 yıl geçmiştir.

 

Âlim, ârif ve zarif insan Alasonyalı Cemâl Öğüt Hocaefendi hacca gider. Hocaefendi, Medîne'de, birçok değerli zevat ile tanışma fırsatı bulur. İşte bu mübârek zâtlardan biri de, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in türbedârıdır. Bu hak dostu, aynı zamanda sâdık bir Osmanlı dostudur. "Osmanlı" der, başka bir şey demez. Cemâl Öğüt Hocaefendi, sormaktan kendini alamaz:

 

"- Niçin bu derece muhabbet?"

 

Bu pîr-i fânî olmuş nûrânî türbedar, hiç duraksamadan şu cevâbı verir:

 

"- Osmanlı'yı, İslâm nâmına sevmek için, bir hâtıram bile bana yeter."

 

Hocaefendinin ısrârı üzerine, eşsiz hâtırayı şöyle anlatır:
 
"- 1915 haccına, Hindistan ulemâsından bir zât da gelmişti. Bu zât, derûnî dünyâsı zengin bir Allâh dostu idi. Hacdan sonra, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'i ziyâret için, Medîne'ye gelmişti. Çok mahzun görünüyordu. Bir türlü gözünün yaşı dinmeyen o mübârek zât, hüznünün sebebini sorduğumda, gözyaşları daha da çoğalarak şu cevâbı verdi:
 
"- Bunca yıl sonra nasîb oldu, Âlemlerin Efendisi'ni ziyârete geldim. Fakat müşâhede ettim ki, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- makâmında değil. Yoksa benim kalb gözüm mü körelmiş?.. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in varlığını neden hissedemiyorum? İşte Medîne'ye geldim geleli bu düşüncelerle perişânım!"

 

Yaşlı türbedâr, o gece rüyâsında, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'i görür. Hindistanlı âlimin anlattıklarını hatırlar. Allâh'ın Rasûlü, onu merakta bırakmaz ve şöyle buyurur:

 

"- Evet, hissedilen doğrudur. Ben şimdi Medîne'mde değilim. Çanakkale'deyim... Zor durumda olan asker evlatlarımı yalnız bırakmaya gönlüm râzı olmadı. Şimdi onlara yardım ediyorum." (18 Mart 2001 Pazar tarihli Zaman Gazetesi'nden)

 

Nitekim İngiliz generali Hamilton'un Çanakkale yenilgisi üzerine söylediği:

 

"Bizi Türklerin maddî gücü değil, mânevî gücü mağlûb etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inen güçleri müşâhede ettik." îtirâfı da yukarıdaki ifâdelerin âdetâ bir şâhidi gibidir. (s. 381-382)

 

*Bkz. Mehmed Niyâzî, Çanakkale Mahşeri

 

Osman Nuri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf, Erkam Yayınları

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda


Kategoriler