20/10/2007 - Rahip
Şeyh Salahaddin Zerkub Konevi Hazretlerinin müridlerinden birisi anlatmıştır.
Bir zamanlar ticaret için İstanbul'a gidecektim. Hazreti Hüdavendigâr'ın [Hz. Mevlana'nın] elini öpmek için huzuruna gittim. Yalnız kaldığımız bir sırada şöyle buyurdu:
- İstanbul'a vardığında, yakınlarındaki filan köyün kuzeyindeki en büyük kiliseye git, etrafta kimse yokken içeri gir, baş rahibe selamımı söyle.
İstanbul'a vardığımda o köydeki kiliseyi buldum. Tenha bir vaktini gözleyip içeri girdim. Baş rahibe Hazreti Hüdavendigarın selamını söyleyince hemen ayağa fırladı, secdeye kapanarak pek çok saygı ve bağlılık gösterdi. Ben bu hale şaştım, çünkü Hazreti Mevlana Efendimizin bu taraflara hiç gelmediğini biliyordum. Onun da bizim taraflara hiç gelmediği halinden anlaşılıyordu. Bu işte ne gibi bir keramet var acaba diye düşündüm.
Rahip bana çok iyi davrandı, beni alıp hücresine götürdü, odasının kapısını arkasından sıkıca sürgüledikten sonra çeşitli yiyecekler çıkarıp ikram etti. Onları yedikten sonra rahle üstünde bir mushaf gördüm. Rahip bana kendisinin de Müslüman olduğunu, burada Kur'an okuyup namaz kıldığını söyledi ve:
- Benim burada itibarım çok yüksektir, bunu kimse bilmiyor. Sen de söylemeyeceğine yemin etmelisin! dedi.
Sırrını açmayacağına ant verdim. Beraber namaz kıldık. İkindi vakti kapıyı benim üstümden kilitleyerek kiliseye gitti. Ben orada otururken sıkıldım. Etrafa göz gezdirirken asılı bir perde gördüm. Perdeyi açtığımda Hazreti Hüdavendigarı gördüm. Bir köşede mübarek başını omzuna doğru biraz eğik vaziyette murakabede oturuyordu. Hayret ve dehşet içinde kaldım. Kendimi tutamayıp bir nara attım, bayılmışım.
Kendime geldiğim zaman rahip gelmiş, ellerimi, ayaklarımı oğuyordu. Ayıldığımı görünce:
- Neden bağırdın? Beni burada rüsva edecektin. Bu kadar sene evliyaya hizmet ettin, daha dayanıklı ve güçlü olman gerekirdi. Hazreti Pir zaman zaman bu makama gelir, kendileriyle görüşürüm. Bu kılıktan çıkmak için kaç kez izin istedim, müsaade etmediler, bu şekilde devam etmemi emrettiler, dedi.
Ertesi gün bana para ve tavsiye mektubu verdi. Oradan ayrılıp tekfurun sarayına gittim. Nöbetçiler beni tekfurun huzuruna çıkardılar. Bana başrahibi nerden tanıdığımı sordu. Ben de tanışıklığımız eskidir, dedim. Bana özel yer ayırdılar, her ihtiyacımı karşıladılar. Tüccarlardaki alacaklarımı tahsil edip getirdiler. İstanbul'dan ayrılırken bana kılavuz verdiler, saygı göstererek yolcu ettiler.
s. 112 - 113
Feridun bin Ahmed, Sipehsâlâr Risalesi, Osmanlıcaya çeviren: Ahmed Avni Konuk, Sadeleştirip yayına hazırlayan: Tahir Galip Seratlı, Elest Yayınları
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/5/2007 - Mesnevi'den
Bir Köylünün
Karanlıkta Kendi Öküzü Sanarak Aslanı Okşaması
Bir köylü öküzünü ahıra bağlamıştı. Bir aslan geldi, öküzü
yedi ve onun yerine geçti oturdu.
Köylü, gece vakti ahıra girdi, öküzünü bağladığı tarafa
gitti. O aptal kişi, etrafını eliyle yoklayarak öküzünü arıyordu.
Öküzünü ararken aslanı buldu. Elini, orasına burasına
sürmeye, bazen sırtını, bazen yanını, böğrünü yoklamaya, elini yukarı, aşağı
gezdirmeye başladı.
Aslan, kendi kendine diyordu ki: "Eğer fazla aydınlık olsaydı, bu zavallı
adamın ödü kopar, yüreği kan kesilirdi. Şimdi şu gece vakti, beni kendi öküzü
sanıyor da, rahatça oramı buramı kaşıyor."
Cenâb-ı Hakk buyurdu ki: “Ey aldanmış kör kişi! Adımın zikr
edilmesinden Tûr Dağı paramparça olmadı mı? *
Eğer biz, Kur’an kitabını dağa indirmiş olsaydık dağ
parçalanır, yerinden kopardı; göçer giderdi. **
Uhud Dağı benim büyüklüğümü anlasaydı, paramparça olur,
gönlü kanla dolardı.”
Allah’ın mübarek adının babandan, anandan işitmiş olduğun
için gaflet içinde habersizce ona sarılmışsın.
Taklide uymadan, Allah’ın adının hakikatinden haber alsan,
incelir, erirsin; hâtif gibi belirtin bile kalmaz. (s. 294 – 295)
* Bkz. A’raf Suresi
âyet 143.
** Haşr Suresi’nin 21. ayetine işaret vardır.
Mevlâna Celaleddin
Rumi, Mesnevi, Tercüme: Şefik
Can, Ötüken Neşriyat
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/1/2007 - Mesnevi'den
Ey hakikati arayan kişi, bu ağzı bağla. Yani çok yemekten, çok konuşmaktan vazgeç. Çünkü bunlar, hakikat âlemi için birer göz bağıdır. Fazla yemenin ve değersiz şeyler konuşmanın mânâ âlemini müşahede etmeye engel olduğunu gör. (s. 257)
Yürü, çabucak kendine bir Hakk dostu ara; böyle yaparsan Allah senin dostun olur, yardımcın olur. (s. 258)
Mevlâna Celaleddin Rumi, Mesnevi, Tercüme: Şefik Can, Ötüken Neşriyat
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/10/2006 - Şems'in Kayboluşu
Mithat Behari Hüsami’nin Sipehsalar Risalesi’ne Şems-i Tebirizi Hazretlerinin kayboluşu ile ilgili düştüğü dipnottan:
Bazıları Şems Hazretleri’nin kayboluşunu katledilerek şehit edilmesine atfediyorlarsa da bu hususta bir belge olmadığı gibi gerek Sultan Veled ve gerek bu kitabın [Sipehsalar Risalesi] yazarı Feridun Sipehsalar böyle bir şeyden bahsetmemişlerdir. Bu da zannın doğru olmadığına en büyük delildir. Kayboluşu Hazreti Mevlana’nın onu aramak için Şam’a gitmesinden anlaşılmaktadır.
Gerçi Hazreti Şems’in nereye gittiği bilinmemektedir. Fakat Şam’a geldiği ilk kayboluşunda da mektup yazmadan önce bilinmiyordu. O halde Hazretin, habersizce başka bir yere gitmiş olduğu mümkün ve Hazreti İsa ve İdris (as) gibi baştan başa nur olan kutsal vücudunun gayb göklerine yükselmiş olması da muhtemeldir.
Gerçi Hazretin nereye gittiğini ve nasıl kaybolduğunu keşfetmek, Hazreti Mevlana gibi büyük bir veli için işten bile değildi. Mesnevi’de “Bu Ayrılık ve Kanlı Ciğer” diye bildirdiği canı gibi sevdiği Şems’ini birden kaybedince, kalbindeki aşk nurları parlamış, iştiyak deryaları coşmuş, bir gölge gibi kalan mükaşefesini kalbinden yakıp götürmüştü. Kendinden geçerek Şems’ini aramaya koştu.
Bu hal peygamberlerde de görülmüştür. Nitekim Hazreti Yakup gözünün nuru Yusuf’unun ani ayrılığıyla kalbindeki aşk ateşi birden parlayarak Kenan ilinde Yusuf’unun kuyu içinde olduğunu keşfetmedi de Yusuf’un gömleğini taşıyan kervan Mısır’dan ayrılınca “Ah Yusuf’un kokusunu alıyorum” diye âşıkça sevinci belirtti. Güya Mısır tarafından esen yel, ona Yusuf’un müjdesini getirmişti. Halbuki Mısır, kuyunun bulunduğu yerden pek çok daha uzaktı. Fakat o zaman Yakub’un göğsündeki aşk deryası ilk ayrılıkta olduğu kadar coşkun değildi.
Feridun bin Ahmed, Sipehsâlâr Risalesi, Osmanlıcaya çeviren: Ahmed Avni Konuk, Sadeleştirip yayına hazırlayan: Tahir Galip Seratlı, Elest Yayınları
|
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23/9/2006 - Sipehsâlâr Risalesi

Sipehsâlâr Risalesi (Hz. Mevlânâ ve Yakınları)
Selçuklu kumandanı Feridun bin Ahmed hazretlerinin bizzat yazdığı Hazreti Mevlana’nın şahsiyetini tanıtan, velayet gücünü, menkıbelerini ve yakınlarını anlatan en sağlam belge niteliğinde bir eserdir. “Sipehsâlâr Menâkibi” veya “Sipehsâlâr Risalesi” olarak şöhret bulan bu kıymetli bir eser Farsça olup bir asır kadar önce büyük âlim ve mutasavvıf Ahmed Avni Konuk ve Mithat Behari Hüsami tarafından tercüme edilmişti. Bu tercümeleri bu günkü dile çevirip yayınlıyoruz.
Sipehsâlâr Feridun ilim sahibi, kültürlü bir kimsedir ve kırk yıl Hazreti Mevlana’nın müritliğinde bulunmuştur. Pir'inden görüp işittiklerini bu kitapta toplamış, Sultan Veled Hazretlerinin bu notları inceleyip çok beğenmesi ve emri üzerine yazılıp çoğaltılmıştır. Eserde Hazreti Mevlana’nın özellikleri, düşünce ve davranışlarıyla ondan görülen kerametler anlatılmaktadır. Hazreti Mevlana’nın babası, hocası, yakın dostları ve halifelerinin de tanıtıldığı bu eser, aynı zamanda tasavvuf tabir ve terimleri hakkında açıklamalar da ihtiva etmektedir. (Arka Kapaktan)
Feridun bin Ahmed, Sipehsâlâr Risalesi, Osmanlıcaya çeviren: Ahmed Avni Konuk, Sadeleştirip yayına hazırlayan: Tahir Galip Seratlı, Elest Yayınları
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
21/7/2006 - Veliler..
Bütün insanlar, velileri kendi nefisleri ile kıyas ettikleri için yoldan çıkmışlardır. Bu sebepten ötürü, Allah’ın seçkin kullarından pek az kimse haberdar olabildi. (s. 30)
Manevi kirlerini gidermek, günahlardan arınmak mı istiyorsun? Gönül kirlerini yıkamasını bilen velilerin, ermişlerin mahallesinden ayrılma. (s.250)
Mevlâna Celaleddin Rumi, Mesnevi, Tercüme: Şefik Can, Ötüken Neşriyat
|
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/6/2006 - Edeb niyaz edelim
 Kendimizi
kontrol ederek, Cenab-ı Hak’tan, edebli bir insan olmak hususunda bizi
başarıya ulaştırmasını niyaz edelim. Çünkü edebi olmayan Allah’ın
lütfundan mahrum kalır. Edebi olmayan, yalnız kendisine kötülük etmiş olmaz, belki edebsizliği yüzünden bütün dünyayı ateşe vermiş olur. (s.25) Mevlâna Celaleddin Rumi, Mesnevi, Tercüme: Şefik Can, Ötüken Neşriyat
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Kategoriler
|